Vişne reçeli ve vedalaşamayan insanlar
Reçelimiz sadece ekmeğe sürülen tatlı bir malzeme değildir.
Bazı anlarda bir kavanoz reçel, geçmişten günümüze uzanan sessiz bir mektup gibidir.
Anneannem, reçellerini mutfağın en serin köşesindeki dolaba sıralar.
Vişne…
Kayısı…
İncir…
Ayva…
Gül…
Bazen de dağların eteklerinden toplanan böğürtlen…
Her kavanozun üzerinde küçük bir etiket bulunur.
Yıl bilgisi yazılıdır.
Fakat asıl saklı değer, o kavanozun içinde taşıdığı hatıralardır.
Evimize misafir geldiğinde, kahvaltı masasında mutlaka ev yapımı reçel ikram edilir.
Komşunun çocuğu üniversiteyi kazandığında, eline bir kavanoz verilir.
Yeni ebeveyn olan bir akrabaya, lohusa şerbetinin yanında reçel gönderilir.
Birisi hastalandığında, “şifa bulsun” diye hazırlanan kuşburnu marmeladı sunulur.
Şehir dışına dönen akrabaların valizlerine, son anda mutlaka birkaç kavanoz eklenir.
Valiz ağır gelirse, kıyafetler çıkarılır.
Fakat reçel asla çıkarılmaz.
Biz Türkler, vedalaşmada pek ustalık gösteremeyiz.
Kapı önünde başlayan uğurlama, bazen yarım saat sürer.
Önce kucaklaşılır.
Daha sonra ayakkabılar tekrar giyilmek üzere çıkarılır.
Belki bir bardak daha çay eşliğinde sohbet edilir.
Gidilmek üzereyken yeni bir konu açılır.
Asansöre kadar inildiğinde yeniden sarılınır.
Araba çalıştırılır.
Cam açılır.
Bir kez daha el sallanır.
O anda mutlaka biri seslenir:
“Dur, reçeli almayı unuttun.”
İşte o kavanoz, evin küçük ama vazgeçilmez bir parçasıdır.
