Endüstriyel gıdanın kıyıya vuran yüzü I Endüstriyel gıdanın sorunları
İngiltere‘nin Eastbourne kıyısında yaşanan olay ilk bakışta garip, hatta komik bir sahne sunuyor; fırtınanın etkisiyle denize düşen konteynerlerden tonlarca dondurulmuş patates ve soğan sahile savruluyor; plaj neredeyse dev bir fast-food standına dönüşüyor. Fakat bu “XXL patates kızartması manzarası”, gülümsetmekten ziyade düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor.
Bu görüntü, günümüzün gıda sisteminin ne kadar uzak, kopuk ve denetimsiz bir yapıya büründüğünü gözler önüne seriyor.
Nerede üretildiği, hangi koşullarda işlendiği, konteynerde ne kadar süre beklediği belirsiz olan patates ve soğan; plastik torbalar içinde, doğanın en hassas bölgelerinden biri olan sahile dağıtılıyor. Üstelik sadece birkaç yüz metre ötede bir fok kolonisi bulunuyor.
Slow Food hareketine ait temel ilkelerden biri şöyle der: Gıda, bir meta değil, yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır.
Eğer olaya geri dönersek; İngiltere’nin Eastbourne kıyısındaki bu olay ilk bakışta tuhaf, hatta hafif eğlenceli bir görünüm sunuyor: fırtınada denize düşen konteynerlerden tonlarca dondurulmuş patates ve soğan sahile ulaşıyor; plaj neredeyse dev bir fast-food tezgâhına dönüşüyor.
Olay, Ocak 2026’nın başlarında İngiliz Kanalı’nda etkili olan Storm Goretti adlı fırtınanın neden olduğu bir kargo kaybıyla meydana geliyor. Fırtına sırasında, özellikle Isle of Wight açıklarında, iki ayrı gemiden toplamda en az 20 (bazı kaynaklara göre 17’si tek gemiden, Lombok Strait isimli vessel’dan) konteyner denize düşüyor. Bu konteynerlerin büyük kısmı gıda ürünleri ve ambalaj malzemeleri taşıyordu. Gelgit akıntıları sayesinde dökülen yükler, günler içinde Güney İngiltere’nin East Sussex kıyılarına; özellikle Eastbourne civarındaki Falling Sands, Beachy Head, Birling Gap, Cuckmere Haven, Seaford ve Cow Gap bölgelerine dağıldı.
İlk belirtiler, geçen haftanın ortasında soğan paketlerinin sahile ulaşmasıyla ortaya çıktı. Kırık soğan çuvalları kumsalları sardı; bazı yerlerde plastik torbalar içinde binlerce soğan birikti. Yetkililer, soğanların evcil hayvanlar için zehirli olabileceği uyarısında bulunarak halkı dikkatli olmaları konusunda bilgilendirdi.
Bunun ardından, süt tozu kutuları, köpük yalıtım malzemeleri, tek kullanımlık maskeler ve metal parçalar gibi başka enkazlar da sahile ulaştı.
En dikkat çekici görüntü ise, 18 Ocak 2026 hafta sonu ortaya çıktı. Eastbourne’lu yerel sakin Joel Bonnici, Falling Sands plajında yürüyüş yaparken, sahili kaplayan ve bazı tahminlere göre milyonlarca dondurulmuş patates (frozen chips / uncooked French fries) ile karşılaştı.
Bonnici, beyaz patates parçalarının kumu öyle bir örtmesi karşısında, sahilin “Karayip altın kumlarına” benzediğini ifade etti. Bazı yerlerde patates yığınlarının 75 cm’ye ulaştığı kaydedildi.
Birçok patates hâlâ plastik ambalaj torbaları içinde bulunurken, dalgalar bu torbaları yırtmış, içindekiler sahile dağılmıştı.
Maritime and Coastguard Agency (MCA), denize düşen konteynerlerin izini sürmeye devam ediyor. Konteynerler Seaford, Littlehampton, Rustington, Rottingdean ve Beachy Head gibi noktalarda tespit edildi; bazıları kurtarma ekipleri tarafından toplandı. East Sussex yerel yönetimi ve gönüllüler temizlik çalışmalarına başladı. Özellikle plastik ambalaj atıklarının çevreye vereceği zarar ve patates-soğanın çözünecek organik maddelere dönüşerek su kirliliğine neden olabileceği endişesi tarif ediliyor. Gönüllüler patates paketlerini toplarken, patateslerin kısa sürede doğal yolla ayrışacağı belirtiliyor.
Bu olay, küresel deniz taşımacılığındaki kırılganlığı ve konteyner kayıplarının çevresel etkilerini yeniden gözler önüne seriyor. Son yıllarda benzer “konteyner kazaları” sıkça gözlemleniyor; oyuncak bebeklerden ayakkabılara, plastik toplardan fast-food hammaddelerine kadar her türlü ürün okyanuslara ve sahillere yayılabiliyor. Eastbourne’da yaşanan bu “patates istilası”, endüstriyel gıda üretimi ile uzun mesafeli taşımacılığın, kıyıya vuran, görünür tarafını temsil ediyor: hem eğlenceli hem de trajik bir uyarı niteliğinde.
Bu noktada, patates ve soğan artık asıl besin değiller; küresel ticaret zincirinin anonim yükleri hâline gelmiş durumdalar. Bu ürünler ne toprağı, ne de çiftçiyi temsil ediyor; konteyner numarası, tonaj ve sigorta bedeliyle tanımlanıyorlar.
Eastbourne sahilindeki bu olay, endüstriyel gıdanın yerellikten tamamen kopmasının simgesel bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.
NE İYİ, NE TEMİZ, NE ADİL!
Slow Food’un “iyi, temiz ve adil gıda” mottosu tam da bu noktada anlam kazanıyor. İyi değil; çünkü bu ürün kimyasal işlemlerden geçmiş, dondurulmuş ve uzun mesafeler kat etmiş durumda. Temiz değil; çünkü plastikle birlikte denizi, kıyıyı ve canlıları tehdit ediyor. Adil değil; çünkü ne üreticinin emeğine değer veriliyor ne de tüketicinin sağlığı korunuyor.
Bu gıdaların “yenebilir” olup olmadığı sorusu bazıları için alay konusu gibi görünse de, asıl tehlike görünmeyen yerlerde yatıyor. Soğuk zinciri bozulmuş, deniz suyu ve güneşe maruz kalmış, paketleri zarar görmüş bu ürünler; mikrobiyolojik riskler, toksik bozulmalar ve plastikle temas sonucu meydana gelen kimyasal geçişler açısından ciddi tehlikeler içeriyor.
Üstelik bu tür endüstriyel patates ürünleri genellikle yüksek miktarda nişasta, tuz ve katkı maddeleri barındırıyor. Halk sağlığı uzmanlarının uzun süredir uyardığı gibi, bu tarz ultra işlenmiş gıdalar obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları ile doğrudan ilişkili. Sahile vuran bu ürünler artık sadece çevreye değil, beslenme kültürümüze de zarar veriyor.
Dikkat çekici bir diğer husus ise, tonlarca gıdanın zarar görmesi sistem açısından “olağan” kabul edilse de, insanlık perspektifinde bu durum etik bir skandal olarak değerlendiriliyor. Dünyada milyonlarca insan hâlâ yeterli ve sağlıklı beslenemeyince, patates ve soğan plastik torbalar içinde denize bırakılıyor.
Eastbourne sahilinde gönüllülerin temizlik operasyonuna seferber olmaları sevindirici; fakat asıl mesele çöpleri toplamak değil, bu çöpleri ortaya çıkaran gıda sistemini sorgulamaktır.
Bu durum bizlere hatırlatıyor ki: Gıda zinciri ne kadar uzarsa, doğa ile insan arasındaki bağ o kadar kopar. Yerel üretim, mevsimsellik, kısa tedarik zincirleri ve şeffaflık yalnızca idealler değil; sağlık, çevre ve kültür açısından bir zorunluluktur.
Eastbourne kıyısında yayılan patates ve soğan kokusu, aslında küresel gıda sisteminin alarm zili niteliğinde. Sessiz kalmak yerine, bu sesi dikkate almak gerekiyor.
Yemek Kültürü Araştırmacısı ve Yazarı A. Nedim Atilla
Odatv.com
