Blog

Osmanlı’da İstanbul nasıl besleniyordu – Son Dakika GastrOda Haberleri

GÜMÜŞLÜ SÜKÛTTAN MODERNİN DİLSİZLİĞİNE

Sevgili okurlar,

Bursa, yüzyıllar boyunca İstanbul’un yalnızca midesini doyurmakla kalmayıp, aynı zamanda o güçlü başkentin sarsılmaz ruhunu bereketiyle besleyen, vefasıyla nam salmış bir ana misali şehirdi. Bugün, kalabalığın beton yığınları arasında sıkışmış, anlamdan yoksun kargaşasında; Mudanya İskelesi’nden yayılan taze mahsul kokularının, Keşiş Dağı’nın yüce zirvelerinden süzülen kristal buzların ve ovalardan taşan altın başakların anıları, yalnızca unutulmuş arşiv raflarında hüzünlü bir yankı olarak kalmış durumda. Geçmiş, her zerresiyle bu fedakar şehrin bekası için can döken emeklere derin bir saygıyla bakarken; bizler bugün, o muhteşem düzenin yerini alan, soğuk ve ruhsuz unutuluş pençesinde, dünün o narin ve manevî bağlarından uzağa savrulmanın hüznünü yaşıyoruz. Şehri yoğuran o kadim, doğal ruh, yerini modernitenin sarsıcı, sessiz çığlığına bırakırken; geriye, taşlar üzerinde gülümseyen eski bir rüyanın hatıratı ve Tanpınar’ın mısralarında yaşam bulan ebedi musikinin sızısı kalmıştır.

“Bursa’da Zaman: Bursa’da, eski bir cami avlusunun mistik havası, küçük şadırvanda çağlayan su sesi; Orhan zamanından günümüze kalan bir duvar… Bu unsurlar, bir yaşta ihtiyar çınarın dört bir yana yaydığı sakin günleri anımsatıyor. Derin bir hüznün içinde, rüyanın kalıntılarını gülümseyerek bana hatırlatıyor. Yüzlerce çeşmenin getirdiği serinlik; ovanın yeşili, göğün mavisi ve mimarilerin en ilahlısı… Burada her isim bir zaferin müjdesidir: Sanki tek bir anda gün, saat ve mevsim, geçmiş zamanın sihrini, hâlâ bu taşlarda gülümseyen rüyanın etkisini yaşıyormuş gibi. Güvercin bakışlı sessizlik bile, sonsuz bir devam illüzyonuyla yankılanıyor. Gümüşi bir şafağın zafer aynası, Muradiye, sabrın acı meyvesi, ömrün simgesi olan beyaz Nilüfer, türbeler, camiler, eski bahçeler… Hepsi, sayısız erenin sesiyle nakledilen geçmişin hengâmelerini yâd ediyor. Bu hayâle Bursa, her gece huzurla uyuyor; her şafak onunla uyanıyor, gümüş aydınlık altında gülen serviler, serin hülyalarla açan güller ve çeşmelerle doluyor. Sanki bir mucizenin içinde; su sesleri ve kanat hışırtılarıyla bezenmiş billûr bir ima Bursa’da zamanın kendisini andırıyor. Dün akşam, yeşil türbesini gezerken, zamandan çinilere işleyen Kur’an sesini, bir musikî eseri misali duydum. Fetih günlerinin samimi neşesini tebessümünde buldum. Keşke bu eski yerde seninle, son uykumuzu paylaşabilseydik; bu hayâl içerisinde… Ve ufkumuzu saran bu ziya, bu renk, havayı dolduran uhrevî ahenkle bütünleşseydi. Ölüm, elbette bu tılsımlı ebediyette bir ilâh uykusuna benzer; belki de bu cetlerin, beyaz bahçelerdeki su seslerinin rüyasıdır.”

Vesselam

Saray ve Kültür Tarihçisi A. Çağrı Başkurt

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir