Türkiye’de balık tüketimi neden çok az
Türkiye neden balık tüketiminde geri planda kalıyor? Türkçede sıkça kullanılan “Denizden babam çıksa yerim.” sözü, deniz ürünlerine duyulan özlemi ve arzu ifadesini mecazi olarak dile getirir. Fakat gerçek tablo bu ifadeden oldukça farklı. Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, Türkiye balık ve diğer su ürünleri tüketiminde ciddi şekilde geride kalıyor. Bu çelişkiye daha yakından bakalım.
TÜRKİYE’DE BALIK TÜKETİMi NE KADAR?
Verilere göre durum beklentilerin çok altında seyrediyor. Avrupa’da kişi başına yıllık balık tüketimi yaklaşık 25 kilogramken, Türkiye’de bu rakam sadece 5 ila 8 kilogram arasında değişiyor. 2023 verilerine göre, kişi başına düşen su ürünü tüketimi yaklaşık 7 kilogram civarında, yani dünya ortalamasının (yaklaşık 20 kg) oldukça altında kalıyor. Bu durum, “deniz ürünlerini çok seviyoruz” söyleminin, günlük hayata tam anlamıyla yerleştirilemediğini gösteriyor.
ÜRETİYORUZ AMA TÜKETİMDE YETERSİZ KALIYORUZ
Türkiye, balık üretiminde oldukça güçlü bir konumda. 2024 itibarıyla, avcılık yoluyla 356 bin ton, yetiştiricilik yoluyla ise 577 bin ton su ürünü üretildi. Türk somonu, çipura ve levrek gibi ürünler yurtdışında büyük ilgi görüyor; Avrupa’da satılan her dört balıktan biri Türk menşeli. Yani, ülkemiz önemli bir üretici ve ihracatçı olsa da, üretilen bu balıkların büyük bir kısmı dış pazara akıyor ve sofralarımıza ulaşmıyor.
PEKİ, NEDEN BALIK TÜKETİYORUZ?
Bu durumun arkasında pek çok farklı faktör bulunuyor:
KÜLTÜREL ALIŞKANLIKLAR
Türk mutfağı tarihsel olarak et, tahıl ve bakliyat ağırlıklı bir beslenme düzenine sahip. Özellikle iç bölgeler ve denize kıyısı olmayan İç Anadolu, Doğu Anadolu gibi yerlerde balık tüketimi neredeyse hiç ön plana çıkmıyor. Balık genellikle sadece kıyı şeridinde ve mevsimsel olarak tüketiliyor. Kısacası, Türkiye’de balık günlük bir alışkanlık değil, ara sıra tercih edilen bir yiyecek.
COĞRAFİ VE LOJİSTİK SORUNLAR
Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olsa da, dağlık ve engebeli coğrafyası, özellikle iç bölgelere taze ve uygun fiyatlı balık ulaştırmayı zorlaştırıyor. Soğuk zincir lojistiği maliyetleri balığın fiyatını yükseltiyor. Ayrıca, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarının balıkçılık verimliliği beklendiği kadar yüksek değil.

YÜKSEK FİYATLAR
Birçok tüketici için balık fiyatları hâlen ulaşılabilir seviyede değil. Özellikle büyük şehirlerde, bir kilo levrek ya da somonun maliyeti kırmızı etle yarışabilecek düzeyde. Yüksek fiyatlar, orta ve düşük gelir grupları için balığı lüks bir ürün haline getiriyor. Üstelik, kış ve sonbahar dönemlerine göre daha az çeşidine sahip olunduğu bu dönemde bile fiyatlar yüksek seyrediyor.
MUTFAK ÇEŞİTLİLİĞİNİN AZLIĞI
Balıkla ilgili akla ilk gelen tarif genellikle ızgara veya kızartma oluyor, bu da sunulan alternatifleri sınırlıyor. Öte yandan, Japonya, İspanya ya da Norveç gibi ülkelerde balık onlarca farklı şekilde hazırlanabiliyor. Türkiye’de ise balık, pek çok evin haftalık mutfak rutinine girebilecek kadar çeşitlilik göstermiyor.
BALIK TÜKETİMİNİN EĞİTİMLE TEŞVİKİNİN YETERSİZLİĞİ
Okullarda çocukların erken yaşta balıkla tanışması sağlanmıyor. Kamu spotları, eğitim programları veya mutfak kültürünü değiştirecek herhangi bir teşvik neredeyse bulunmuyor. Oysa küçük yaşlarda kazanılan beslenme alışkanlıkları, tüm yaşamı olumlu etkileyebiliyor.
SAĞLIK AÇISINDAN BÜYÜK KAYIP
Balık, zengin omega-3 içeriğiyle beyin ve kalp sağlığına önemli katkılar sağlar. Uzmanlar, haftada en az iki kez balık tüketilmesini öneriyor. Ne var ki, Türkiye’de bu oran oldukça düşük. Bu durum uzun vadede beslenme yetersizliklerine ve halk sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Sorun çok katmanlı olduğu gibi, çözüm de kapsamlı olmalı:
Eğitim ve kültürel farkındalık çalışmaları artırılmalı.
İç bölgelere yönelik soğuk zincir destekli nakliye altyapısı kurulmalı.
Balık fiyatlarının düşürülmesi için çeşitli sübvansiyonlar ve destekler sağlanmalı.
Mutfakta çeşitliliği artıracak tarifler, medya ve gastronomi platformları aracılığıyla teşvik edilmeli.
Okullarda balık ve deniz ürünleriyle tanışma programları hayata geçirilmeli.
Sonuç: Deniz var ama soframızda yok
Türkiye, deniz kıyısında olmanın avantajına rağmen bu zenginliği sofralarına yansıtmakta zorlanıyor. Balık üretiminde başarılıyız, ihracatta iddialıyız ancak iç tüketimde istenen seviyeye ulaşamıyoruz. “Denizden babam çıksa yerim” sözü şimdilik sadece güzel bir arzu olarak kalıyor; gerçeğe dönüşmesi ise hem bireylerin hem devletin atacağı adımlara bağlı.
Odatv.com
