Blog

Yeni yıl kararları, sağlıklı yaşam hedefleri, daha az alkol

Alkoliçeceklerle ilişkimiz evrim geçiriyor. Ancak bu evrim, özellikle şarap meselesinde, göründüğünden daha karmaşık bir sürece işaret ediyor. Çünkü şarap, tat, yapı, zaman ve ritüel yönleriyle ayrı bir statüye sahip. Alkolü ayırdığımızda geride ne kalacağı sorunu, tam da bu yüzden bu denli rahatsız edici hale geliyor.

Son yıllarda alkolsüz ve düşük alkollü içecek piyasası hız kesmeden büyüyor. Bira, bu dönüşümü oldukça rahat atlattı. Alkolsüz bira çeşitlerinin birçoğu tüketiciler için büyük hayal kırıklığı yaratmıyor. Ancak şarap söz konusu olduğunda durum pek farklı; birçok uzman, alkolsüz şarabın henüz ikna edici bir alternatif sunduğuna kanaat getirmiyor.

Şarap uzmanlarının değerlendirmeleri bu konuda oldukça acımasız ama samimi: İster alkollü ister alkolsüz olsun, alkol sonradan çıkarılan pek çok şarap “boş”, “benzeyen” ve en iyi ihtimalle “bir yudum içilebilir” nitelikte. Temel sorun basit; şarabın ruhunu oluşturan unsur yalnızca aroma değildir, aynı zamanda asidite, gövde, denge ve alkolün beraber kurduğu yapı da öyle. Bu yapı ortadan kalktığında geriye çoğu zaman sanki üzüm suyuna benzer ama o masumiyetini yitirmiş bir sıvı kalır.

Teknoloji devreye giriyor; spinning cone, ters ozmoz, agresif filtrasyon… Bu yöntemlerin hepsi alkolü ayıklamak için kullanılıyor, fakat aynı zamanda tat ve karakteri de alıyorlar. Şarap, biranın aksine, alkolsüz versiyonunu oluşturacak kadar “dayanıklı” değil. Çok narin. Çok bağlam gerektiren.

Alkolsüzlük çağında tat ve ritüel krizi - Resim : 2

Burada ilginç bir dönüş gözlemleniyor. Alkolsüz şarap yerine, “şaraba benzemeye çalışan ama şarap olduğunu iddia etmeyen” içecekler dikkat çekmeye başladı. Köpüklü çaylar, botanik temelli içecekler, sirke ve bitki karışımları ile fermente ama alkolsüz alternatifler öne çıkıyor. Ortak nokta ise; şarap taklitine gitmiyorlar fakat şarap sevenlerin alıştığı asidite, burukluk ve kuruluk gibi bazı duyusal öğeleri arada bir hatırlatıyorlar.

Köpüklü çaylar bu kategoride en belirgin örneklerden; karbonasyon sayesinde özel bir içecek deneyimi sunuyor.
Botanik temelli içecekler ise acılık ve yoğun aromaları ön planda tutuyor.
Elma sirkesi gibi bileşenler, şarapta alışık olduğumuz asidik özellikleri yansıtmaya çalışıyor. Ancak burada bir sorun daha söz konusu; şeker. Çoğu alternatif içecek, tatsız kalmamak için şeker miktarını artırıyor ve bu durum “sağlıklı yaşam” iddiasıyla çelişiyor.

Tüm bu alternatif arayışlar bizi şu temel soruya götürüyor: Gerçekten alkolü mü azaltmak istiyoruz yoksa ritüeli korumaya mı çalışıyoruz?

Çünkü mesele sadece sarhoş olmamakla sınırlı değil. Kadehi elinize almanız, masada bir şişe bulunması ya da yemeğe eşlik eden bir içeceğin varlığı, kültürel alışkanlıklarımızın bir parçası. Alkolsüzlük çağında esas sorun, tat eksikliği değil, ritüelin yerini dolduramaması. Alkolü çıkarınca, onun taşıdığı sosyal ve duygusal anlamlar da eksik kalıyor.

İronik olanı, şarap dünyasında belki de çözümün ilk günden beri mevcut olduğudur: Alkolü sonradan çıkarmak yerine, baştan düşük alkollü şaraplar üretmek. Alman Kabinett Riesling’leri, Moscato d’Asti gibi geleneksel örnekler bu yaklaşımın yıllardır işe yaradığını gösteriyor. Doğal olarak düşük alkol, yüksek asidite ve dengeli tat profiliyle… Üstelik bu örnekler “öyle görünmekle kalmayıp” gerçekten de şarap niteliğinde.

Ancak pazar uzun süre tam tersini teşvik etti. Daha olgun üzümlerden elde edilen, daha yüksek alkol oranına sahip, daha güçlü gövdeli şaraplar revaçtaydı. Artık ise, vergi politikaları, sağlık söylemleri ve tüketici eğilimleri üreticileri yeniden düşünmeye zorluyor. Fakat bu değişim süreci henüz acısız değil.

Belki de kabul etmemiz gereken şu: Tüm alışkanlıklarımızı değiştirmek zorunda değiliz.

Şarap içmediğimiz zamanlarda, şarap benzeri bir içecek tüketmek zorunda da olmayabiliriz. Su, sade bitki çayları veya basit bir köpüklü içecek masamıza farklı bir anlam katabilir. Asıl mesele, alkolsüz içeceğin şarabın yerini doldurması değil; bizlerin ona şarabın ruhunu yüklemeye çalışmasıdır.

Alkolsüzlük çağında gerçek ihtiyaç, yeni ürünlerden ziyade yeni alışkanlıklar geliştirebilmek olabilir. Tat, masa ve içme kültürümüzle ilişkimizi yeniden tanımlamak gerekiyor.

Çünkü bazı ritüeller alkolle doğar. Fakat onsuz da yeniden inşa edilebilir.

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir