Tarhanayı çorba sandık, oysa bir kültürdü
Biz ne yaptık?
Tarhanayı zaman içinde küçülterek dönüştürdük.
Artık o, yalnızca hasta olduğumuzda hatırlanan ya da kışın raflardan indirilen bir mutfak aspirine büründü.
Modernleşmeyi mutfağımızda “yabancı olan iyidir” şeklinde yorumladık. Yerliyi “eski kafa” olarak küçük gördük, uzağı ise “trend” diye alkışladık. Bugün, körili tavuk modern; tarhanalı erişte ise nostaljik bir lezzet olarak kabul ediliyor. Ancak içerik listelerine bakınca tablo farklı çıkıyor: birisi lezzeti şişirirken, diğeri enerji verir.
“Yoğurt Uygarlığı” kitabı için yaptığım gezilerde; Sibirya’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan Anadolu’ya kadar yoğurdun kurutulmasıyla elde edilen pek çok tarhana kuzeniyle karşılaştım: kurut, kisk, trahana, keş, çortan… Hepsi kendi coğrafyasında büyük saygı görüyor. Bir tek biz, kendi mirasımıza “sadece çorba olarak kal” muamelesinde bulunuyoruz.
Dünya gastronomisine bakınca tablo daha da netleşiyor. Kore’nin kimchi örneği buna güzel bir örnek: evden eve, bölgeden bölgeye farklılık gösteren bir fermente karışım… Kimse gidip “Kimchi sadece şudur” diyerek sınırlandırmamış. Aksine anlamını genişletmiş, devlet destekli bir anlatıyla hikayesini ortaya koyup dünyaya sunmuşlar.
