Bugün arife yarın bayram I Eski-yeni bayram tatlıları
Osmanlı döneminde, bayramlıklarını resmi günden önce giyip coşku dolu hareketlerde bulunan çocuklara “Arife çiçekleri” denilirdi.
Bugün bayram sabahları pek çok evde bir telaş yerine bir boşluk duygusuyla başlıyor. Bazıları için bayram, birkaç günlük kaçamak anlamına geliyor. Valizler hazırlanıyor, yollar takip ediliyor. Eskiden kalabalık sofralar yerini, tatil otellerinin açık büfelerine bırakmış durumda. Halbuki bayramın bereketi, çeşitlilikten değil; aynı sofrada toplanan samimi yüreklerden geliyordu.
Eskiden bayram ziyaretleri görevden ziyade bir ihtiyaç olarak karşılanırdı. Kapılar çalınır, ev sahibinin yüzünde içten bir sevinç belirirdi. “Hoş geldin” sözcüğü sadece görgü kurallarından ibaret değil, samimi bir davet niteliğindeydi. Sohbetler uzar, çaylar sürekli yenilenir, anılar paylaşılırdı. Kimse saate bakmazdı; çünkü o günlerde zaman biraz daha yavaş akardı.
Günümüzde ise ziyaretler çoğunlukla bir listeye dönüşmüş durumda. Kısa, hızlı ve çoğu zaman yüzeysel… Hatta zaman zaman ziyaret yerine bir mesaj ya da emojili kutlama tercih ediliyor. Teknolojinin mesafeleri kısaltmasıyla birlikte, gönüller arasında görünmez sınırlar oluşmuş gibi görünüyor.
Çocuklar için bayramın kendine has bir büyüsü vardı. Bayram harçlıkları, şeker toplama heyecanı, yeni ayakkabının çıkardığı hafif sert ses… Akşam saatlerinde yeni pabuçların ayağa “vurması” ritüel gibiydi… Mahalleler dolusu çocuklar, yalnızca şeker değil; anı biriktirirdi. Her kapı ayrı bir hikâye, her tebessüm farklı bir iz bırakırdı.
Bugünün çocukları ise daha çok ekran başında büyüyor. Bayram, onların hayatında belki bir oyun günü ya da sıradan bir hafta sonu olarak algılanıyor. Oysa bayramın öğretici yönü de vardı… Paylaşmayı, sabretmeyi, saygıyı ve birlikte olmanın değerini öğretirdi.
Belki de mesele bayramların değişmesinde değil; bizim değişimimizdedir. Hayat hızlandı, beklentiler arttı, yalnızlık çoğaldı. Kalabalıklar içerisinde bile yalnız kalmayı öğrendik. Ve farkında olmadan bayramı da bu yalnızlığın içine çekmiş olduk.
Yine de umut var. Çünkü bayram dediğimiz şey, takvimden çok insanların kalbinde yaşar. Bir kapıyı çalmak, bir büyüğün elini tutmak ya da bir çocuğun gözlerindeki sevinci görmek bayramı yeniden canlandırabilir. Eskiden olduğu gibi bayramın tüm öğelerini yeniden oluşturmak belki mümkün değil; ama o ruhu yaşatmak hâlâ bizim elimizde.
Ve kim bilir… Belki de o zaman, zamanın ruhu değil, biz bayramın ruhuna yeniden uyum sağlayabiliriz.
Arife günü ve bayram
Geriye dönüp baktığımızda, Arife gününün en önemli görevinin, bayram akşamı kurulacak sofranın hazırlıkları olduğu görülür. Bayram süresince dükkanların kapalı olması sebebiyle, ihtiyaç duyulan yiyecekler Arife gecesine kadar tamamlanırdı.
Bugün ise tüm bayram süresince AVM’ler gece yarısına kadar açık durumda. Acaba oraların yöneticileri hiç “şu çalışanlar aileleriyle bayram yapsın” demiyor mu?
Yıllardır uygulanmayan AVM yasası belki devreye girerse bu vahşi kapitalizm de belki düzelir. Pek umudum da yok ama.
Ramazan ayının bitişi ve bayramın başlaması, tıpkı Ramazan’ın gelişi gibi top atışlarıyla ilan edilirdi. O yıllarda, Ramazan Bayramı “Büyük Bayram”, Kurban Bayramı ise “Küçük Bayram” olarak adlandırılırdı.
