Patates kabuğuyla gelen bilimsel başarı hikayesi
Sabri Ülker Vakfı, uluslararası arenada konumlandırdığı 10. yılını kutlarken, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü bu sene Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nden biyokimyager Dr. Maria Elsa Pando San Martin’e layık görüldü. San Martin, gıda endüstrisinin genellikle atık olarak gördüğü patates kabuklarını, özellikle yutma güçlüğü çeken bireyler için tasarlanmış, ağızda hızla eriyen yenilikçi bir vitamin B12 taşıyıcı sistemine dönüştürüyor.
San Martin, biyoaktif bileşenler, yeni nesil besin taşıyıcı sistemler ve döngüsel beslenme üzerine odaklanırken, bilimsel üretimini toplumsal yarar ile birleştiren bir yaklaşımı benimsiyor. GastrOda yayın koordinatörü Emine Tunadan, bu dikkat çekici çalışmanın ardındaki yaklaşımı, bilimsel motivasyonu ve beslenmenin geleceğine dair vizyonu görüşmek üzere Maria Elsa Pando San Martin ile buluştu.
Maria Elsa Pando San Martin
Patates kabuğu gibi “değersiz” kabul edilen bir materyalden klinik öneme sahip bir sistem ortaya koyuyorsunuz. Sizce bilim, değeri yanlış tanımlanan şeylere yeni bir gözle bakmak mıdır?
Evet, benim için bilim, mevcut kabulleri sorgulamak ve değeri göz ardı edilen kaynaklara taze bir perspektiften bakmak demek. Patates kabuğu gibi çoğu zaman atık kabul edilen bir malzemenin, biyoaktif bileşenler açısından zengin olup sağlık alanında kullanılabilecek bir kaynağa dönüşebileceğini görmek, bu yaklaşımın somut bir örneğidir.
Bilim, sadece yeni keşifler yapmakla kalmayıp elimizdeki varlıkları farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor. Böylece eskiden değersiz görülen bir atık, bugün hem insan sağlığına hem de sürdürülebilirliğe katkıda bulunan bir çözüme evriliyor.
Ağızda çözünen film fikri basit gözükse de etkisi oldukça radikal. Bu çözümde sizi en çok ne heyecanlandırıyor; teknolojinin kendisi mi, yoksa bir hastanın yaşamını gerçekten kolaylaştıracak olması mı?
Bu tür bir yenilik beni iki nedenle heyecanlandırıyor. Bir yandan, patates kabuğundan elde edilen nişastanın dil altı film olarak sergilediği performansı, mikro besinle etkileşim ve salım profili gibi bilimsel detaylar büyük ilgi uyandırıyor. Bu, malzeme bilimi ile beslenme teknolojisinin kesişiminde yer alan özgün bir alan.
Öte yandan, asıl etkileyenin bu teknolojinin gerçek hayatta somut bir karşılık bulması olduğunu düşünüyorum. Özellikle yutma güçlüğü çeken veya B12 eksikliğini yönetmekte zorluk yaşayan bireylerin hayatını iyileştirme potansiyeli, bu çalışmanın en motive edici yönünü oluşturuyor. Bilimsel yenilik önemli; fakat bir hastanın günlük yaşamına dokunabilmesi esasında gerçek anlamı taşıyor.
Bu yaklaşımın, Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nün de bilimsel başarıyı toplumsal fayda ve uygulanabilirlikle birlikte değerlendiren vizyonuyla örtüştüğünü görmek benim için büyük bir anlam ifade ediyor.
Çalışmalarınızda hep “besin sadece besin olmamalı” anlayışı hakim; sizce bilim dünyası bu gerçeği geç mi fark etti, yoksa beslenmenin potansiyelini hala yeterince ciddiye almıyor muyuz?
Beslenmenin sağlık üzerindeki etkisinin uzun zamandır bilindiğini söyleyebiliriz, ancak bu etkinin kapsamını ve derinliğini kavrama sürecimiz halen devam ediyor. Son yıllarda, beslenmenin temel bir gereksinim olmanın ötesinde, hastalıkların önlenmesi, yönetimi ve hatta tedavi süreçlerinde etkin bir rol oynayabileceğine dair artan bir farkındalık var.
Buna rağmen, hem bilim dünyasında hem de klinik uygulamalarda beslenmenin tüm potansiyeliyle değerlendirilmediği söylenebilir. Metabolik hastalıklar, bağırsak mikrobiyotası dengesi ve nörodejeneratif durumlar gibi pek çok alan, doğrudan beslenmeyle ilişkilendirilebiliyor. Bu nedenle, gelecekte beslenmenin daha bütüncül ve stratejik bir sağlık aracı olarak önem kazanacağını düşünüyorum.

Uluslararası projelerde aktif rol alırken, aynı zamanda çok spesifik ve derin konulara da odaklanıyorsunuz. Sizce bugün iyi bir bilim insanı olmak için hangisi daha kritik; bir alanda derinleşmek mi, yoksa farklı disiplinleri birleştirebilmek mi?
Bence bu iki yaklaşım birbirini tamamlayıcı nitelikte. Sağlam bir bilimsel üretim için önce belirli bir alanda derinleşmek gerekiyor; ancak ancak bu şekilde gerçekten yeni ve özgün bilgilerin üretilebileceği bir uzmanlık oluşturuluyor. Günümüzün karmaşık problemleri—özellikle sağlık, beslenme ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda—tek bir disiplinin sınırları içinde çözülemez.
Bu nedenle, derinlemesine uzmanlık diğer disiplinlerle kurulacak iş birlikleriyle desteklendiğinde maksimum etki yaratıyor. İyi bir bilim insanı, hem alanında sağlam bir temel oluşturmalı hem de diğer disiplinlerle bağlantılar kurarak bu bilgiyi daha geniş kitlelere ulaştırabilmelidir.
Sabri Ülker Bilim Ödülü konusunda heyecan duyuyor musunuz? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bu ödül, benim için büyük bir motivasyon kaynağı olmasının yanı sıra çalışmalarımın doğru yolda ilerlediğinin de önemli bir göstergesi. Bilimsel üretimin, akademik çevrelerin ötesinde toplumsal bir yansıma bulmasının takdir edilmesi çok değerli.
Ayrıca bu ödül, araştırmalarımın daha geniş kitlelerin dikkatini çekmesine olanak tanıyarak yeni iş birlikleri ve farklı uygulama alanları için kapılar aralıyor. Bu sebeple, ödülü hem kişisel hem de bilimsel yolculuğumda önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum.
Emine Tunadan
Odatv.com
