Blog

Ayurveda beslenmesi nedir

Önceki dört aya göre tam 6,8 kilo vererek kendimi daha hafif hissediyorum. Yıllardır sorun yaratan sindirim problemlerim ortadan kalktı ve sürekli var olan hafif kronik geniz tıkanıklığı da tüm bu uğultudan silindi. Ancak en önemlisi; daha az stres altındayım, içsel dengemi yeniden buldum ve sağlıklı yaşam yolunda ilerlemek için gerçek bir motivasyon taşıyorum.

Yıllardır hem kilo vermeyi hem de sindirim sistemi düzenimi sağlamayı arzuluyor, fakat o radikal adımı atamıyordum. Yazı yazarak geçimini sağlayan bir gazeteci olarak, yeme, içme ve seyahatle ilgili maceralarımda bedenime yüklediğim stresin farkındaydım. Her şey, Hindistan’ın Himalaya eteklerinde yer alan ünlü Ananda wellness merkezinden aldığım bir davet üzerine başladı. Tesisin “The Healing Plate: Ayurvedic Recipes for Modern Living” adlı yemek kitabı lansmanında bulunuyordum. 5 bin yıllık kadim Hint tıp felsefesinin modern mutfakla buluştuğu bu diyara kadar gitmişken, bir haftalık bütünsel tedavi programına katılmaya karar verdim.

“SİNDİRİMİN ATEŞİ ZAYIFLAMIŞ, VÜCUDUNU DETOKSA ALIYORUZ”

Ananda’nın kıdemli Ayurvedic uzmanı Dr. Naresh Perumbuduri ile yaptığım ilk görüşmede, acı bir gerçekle yüzleştim. Dr. Perumbuduri, zayıflayan agnim (sindirim ateşi) sebebiyle tam sindirilemeyen yiyeceklerin vücudumda toksin olarak biriktiğini anlattı. Bu durum, vücudumdaki iltihaplanmaya ve huysuzluğa yol açıyor, enerji merkezleri olan dosha’larımı alt üst ediyordu. Bana açıkça şöyle dedi: “Sürekli seyahat ediyorsunuz, asla durmuyorsunuz ve uyku düzeniniz sürekli değişiyor. Bu mesleki stressin bedeninizde nasıl etkiler yarattığından emin değilim.”

Mesleğim gereği keyifli yemekler ve içecekler tüketmek durumu daha da zorlaştırıyordu. Ayurveda, bireyi çevresi ve iç dünyasıyla birlikte ele alan, hastalığı henüz belirtmeden önlem almayı amaçlayan fonksiyonel bir yaklaşımdır. Dr. Perumbuduri, bana kapsamlı bir tedavi planı sundu.

Masaj, meditasyon, hatha yoga, akupunktur, hacat (cupping), fiziksel ve duygusal terapiler… Mutfak tarafında ise Şef Diwaker Balodi’nin özenle hazırladığı lansman menülerinin ardından, önüme sade, az baharatlı ve porsiyonları ölçülü sıcak su eşliğinde tahıl ve baklagil çorbaları (kitchari) sunuldu.

Açıkçası, ilk günlerde detoks yemekten oldukça hoşnut değildim. Sürekli seanslar arasında koşturmak stres seviyemi artırıyordu. Burnumdan yükselen sıcak, şifalı dumanlarla uygulanan tedavi gibi bazı yöntemlere başlangıçta kuşkuyla yaklaştım. Fakat birkaç gün içinde bu tempoya alıştım. Haftanın sonunda kendimi daha az gergin, daha hafif ve ayaklarım yere daha sağlam basan biri olarak buldum.

UÇAK YEMEĞİNDEN GELEN İKİNCİ ŞOK VE RADİKAL KARARLAR

Her şey sihirli bir değnekle değişmedi; hatta dönüş yolunda uçakta yediğim yemek neredeyse zehir gibiydi! Bir haftadan fazla bir şey yiyemedim ve hızla kilo kaybettim. Sıvı kaybını önlemek için litrelik karpuz suları tüketiyordum, ancak doktorumla görüştüğümde ikinci bir şaşkınlık yaşadım; kan şekerim tavan yapmıştı ve neredeyse prediyabet sınırındaydım!

Derhal karpuz suyunu hayatımdan çıkardım. Aynı dönemde üzerinde çalıştığım çikolata kitabını tamamlayarak, işlenmiş şeker ve rafine karbonhidratları yaşamımdan sildim. Alkol tüketimimi minimuma indirdim, Ananda’da öğrendiğim yoga ve esneme tekniklerini uygulamaya koyarak spor salonuna yöneldim. Sonuç olarak, sindirim sistemim nihayet sessizleşti.

Bu deneyim bana şunu öğretti; bazen alışmış olduğunuz rutinin dışına çıkıp, farklı hatta ilk etapta tuhaf gelen bir dünyaya adım atmak, kendi yaşam biçiminizi yeniden gözden geçirmeniz için harika bir fırsat sunar. Doktorun uyarısı, yaşadığım zehirlenme ve korkutucu laboratuvar sonuçları, Ayurveda’nın sunduğu farkındalıkla pozitif bir dönüşüme dönüştü.

YEMEK İLAÇTIR

Her ne kadar ileri klinik testler henüz başlangıç aşamasında olsa da, bütünsel tıp alanında Ayurveda’ya olan ilgi giderek artıyor. Son araştırmalar, Ayurvedic bitkisel karışımların obezite tedavisinde, tip 2 diyabette kan şekerini düzenlemede ve kronik mide-bağırsak rahatsızlıklarında (özellikle IBS) etkili olduğunu ortaya koyuyor. Lif, polifenol ve kompleks karbonhidrat açısından zengin bu beslenme modeli, bağırsak mikrobiyotasını zenginleştirerek kolon kanseri gibi riskleri azaltıyor.

Batı tıbbı ile Ayurveda arasındaki en büyük fark tam da burada yatıyor. Weill Cornell Medical College’dan Dr. Bhaswati Bhattacharya durumu şöyle özetliyor: “Bağırsaklarımız, yani enterik sinir sistemimiz, beynimizden daha geniştir. Ancak Batı tıbbı uzun yıllar beslenme ile hastalıklar arasındaki bağlantıyı göz ardı etti. Sadece bakarsanız, bunun ne kadar yanlış olduğunu anlarsınız.”

Ayurvedic restoran Divya’s Kitchen’ın kurucusu Şef Divya Alter ise şunları belirtiyor: “Ayurveda mükemmel bir tamamlayıcıdır. Bir sorunla karşılaştığınızda ilk baktığınız yer mide, karaciğer, safra kesesi ve kolon olmalıdır. Sindirim sistemindeki dengeyi sağlarsanız, diğer problemler kendiliğinden çözülür.”

Ayurveda ile beden ve zihin resetleme yolculuğu I Şebnem Deniz yazdı - Resim : 2

Ayurveda’da, herkes için evrensel bir kural benimsenmiştir; taze, mevsiminde, bütün, organik ve yerel besinlerle beslenmek gerekir. Aynı toprakta, aynı hava ve güneşte yetişen gıdaların şifa gücü en yüksek kabul edilir. Buna ek olarak, mevsimlerin ve günün ritmine uygun hareket etmek önemlidir. Yazın serinletici, kışın ısıtıcı gıdalar tüketilmeli; akşam yemekleri geç saatlere bırakılmamalıdır. En önemlisi, midenin aşırı doldurulmamasıdır. Eğer midedeki sindirim sıvısını küçük bir ateş olarak düşünürsek, bu ateşe çok fazla odun atarsanız, ateş sönmeye başlar.

Ayurveda mutfağı, altı temel tat üzerine kuruludur.

Tatlı, ekşi, tuzlu: Besleyici ve dengeleyici özellik taşır (Karbonhidrat, protein ve yağlar).
Acı (Bitter), Keskin (Pungent), Buruk (Astringent): Toksin atımını hızlandırır ve temizleyici etki gösterir (Vitamin, mineral ve antioksidanlar).

Baharatlar ise bu mutfağın kalbini oluşturur. Kripalu Ayurveda Okulu’ndan Erin Casperson şöyle diyor: “Baharat dolabımı adeta bir ilaç dolabı gibi görürüm.” Örneğin, siyah biber besin emilimini artırırken; kimyon, kişniş ve rezene tohumlarından hazırlanan CCF çayı (Cumin-Coriander-Fennel) ise gazı azaltarak sindirim ateşini destekler.

DOSHA’LARA GÖRE PİŞİRME VE BESLENME REHBERİ

VATA (Hava & Uzay): Kuru ve soğuk bir yapıya sahiptir. Nem ve sıcaklık gerektirir. Ağır ateşte pişirme (braising), sulu yemekler ve tatlı, ekşi ile tuzlu lezzetler bu tip için idealdir.

PITTA (Ateş & Su): Sıcak, asidik ve hedef odaklıdır. Serinletici uygulamalara ihtiyaç duyar. Haşlama, buğulama ve buharda pişirme yöntemleri tercih edilirken, ızgara ve aşırı baharat kullanımı bu grupta sınırlandırılmalıdır.

KAPHA (Toprak & Su): Yavaş bir metabolizmaya sahiptir ve canlandırıcı etkilere ihtiyaç duyar. Yüksek kuru ısı, fırınlama, dökümde mühürleme ve ızgara pişirme gibi yöntemler tercih edilebilir.

NASIL YEDİĞİNİZ, NE YEDİĞİNİZ KADAR ÖNEMLİ

Ayurveda, sadece tabağınızdaki yiyeceklerle ilgilenmez; aynı zamanda yeme şeklinizi de önemser. Yürürken, çalışırken veya televizyon izlerken yemek yemek, beynin sindirim organlarına doğru sinyaller göndererek yeme sürecini olumsuz etkiler.

Şef Divya Alter, “Yemeğinizi sessizlik içinde, farkındalıkla yiyin” önerisinde bulunuyor. Yemeğinize özenle bakın, koklayın; bu koku, beyninize midenize gerekli enzimleri salgılaması talimatını iletir. Yavaş ve iyice çiğneyerek, midenizin yorulmasını önleyin. Sonuç olarak Ayurveda, tam bir farkındalık pratiğine dönüşür. Dr. Bhattacharya’nın da belirttiği gibi: “Ayurveda’nın %60’ı sindirim ateşiyle, %40’ı ise zihin ateşiyle ilgilidir. Zihniniz, bedeninizin ayrılmaz bir parçasıdır.”

KENDİ DENGENİNİ BULMAK

Hayatın yoğun temposu içinde tüm bu kuralları eksiksiz uygulamak zor olabilir. Ben de örneğin dilimi bakır kazıyıcıyla kazımayacağım, burnuma şifalı yağ damlatmayacağım ya da dondurmalı buzlu sudan tamamen vazgeçmeyeceğim. Bir sonraki kitabım “Acı Sos” olsa da (sindirim ateşim için dua edin!), çiğ salatayı tamamen hayatımdan çıkaramam.

Ancak artık daha bilinçliyim. Restoranlarda tabağımda ne olduğunu ve bedenimin buna nasıl yanıt verdiğini dikkatle gözlemliyorum. Yavaş yemeğe özen gösteriyor, yemekten sonra Dr. Perumbuduri’nin önerdiği 15 dakikalık hafif yürüyüşler yapıyor ya da sol tarafıma uzanarak sindirime vakit tanıyorum.

Çünkü sindirime gösterilen özen, aslında kendimize gösterdiğimiz sevgidir. Yarın sabah, bu dünyanın ritmine uyum sağlayan bir canlı olarak uyanıp bedenimi dinlemeye devam edeceğim.

Şebnem Deniz

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir