Antik “amia” aslında lüfer mi I Beş yüzyıllık yanlış; antik dünyanın “amia”sı aslında lüfer mi
Boğaziçi ve Marmara Denizi denildiğinde akla gelen en önemli deniz canlılarından biri lüfer‘dir. İstanbul‘un gastronomi kültüründe ve şehir tarihinin anılarında özel bir yer edinmiş olan bu balık, tarih kaynaklar ve edebiyat eserlerinde sıkça yer bulur. Son dönemlerde gerçekleştirilen akademik incelemeler, lüferle ilgili ilginç bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: Antik kaynaklarda yer alan bazı balık isimlerinin yüzyıllardır yanlış yorumlanıyor olabileceği iddiası.
Antik metinlerde yer alan “amia” tartışması
Toronto Üniversitesi’nden tarihçi Ephraim Lytle, 2016 yılında yayımladığı çalışmasında Antik Yunanca’da yer alan “amia” isimli balığın uzun süre hatalı tanımlandığını ileri sürüyor. Rönesans döneminden itibaren pek çok araştırmacı bu balığı palamut (Sarda sarda) ile özdeşleştirmiş olsa da Lytle, bu yorumun yanlış olduğunu savunuyor; antik metinlerde tarif edilen balığın aslında lüfer (Pomatomus saltatrix) olabileceğini belirtiyor.
Bu görüşün kökleri 16. yüzyıla kadar uzanır. Rönesans döneminin tanınmış hekimi ve modern balık biliminin öncülerinden Guillaume Rondelet, “amia”yı palamut olarak tanımlamıştı. Ardından ünlü zoolog Georges Cuvier ile öğrencisi Achille Valenciennes, balıklar üzerine yazdıkları detaylı eserlerde bu görüşü destekledi. 20. yüzyılda biyolog ve matematikçi D’Arcy Wentworth Thompson da benzer görüşü savundu. Böylece antik metinlerin modern yorumlarında “amia” genellikle palamut olarak kabul gördü. Lytle, bu filolojik hatanın yaklaşık beş yüzyıldır devam ettiğini öne sürüyor.
Antik kaynakların betimlemeleri
Antik Yunan yazarları, balıkları ayrıntılı bir şekilde tasvir etmişlerdir. Bu betimlemelere bakıldığında, “amia”nın özelliklerinin lüferle büyük ölçüde örtüştüğü görülür. Örneğin, Aristoteles, amia’nın keskin ve testere benzeri dişlere sahip olduğunu belirtirken, Oppianos balığın oltaya yakalandığında dişleriyle misinayı kesebildiğini ifade eder. Matro ise bu balığın rengini mavi-yeşil tonlarında tasvir eder.
Bu özellikler günümüz bilgisine göre lüferin tanımladığı özelliklerle uyum göstermektedir. Lüfer, güçlü çenesi ve keskin dişleriyle bilinir ve İngilizce’de “bluefish” olarak adlandırılır. Ayrıca antik metinlerde, amia sürülerinin güçlü ve saldırgan davranış sergilemesi, hatta büyük deniz canlılarına karşı meydan okuması da anlatılır; bu durum, lüferin sürü halinde avlanan agresif doğasıyla örtüşmektedir.
Tat ve et yapısı
Antik tıp yazarları, balıkların et özellikleri üzerine de yorum yapmışlardır. Bu kaynaklarda, amia’nın etinin yumuşak, narin ve kolay sindirilebilir olduğu belirtilirken; ton balığı ve palamut gibi türlerin etlerinin daha sert ve sindirimi güç olduğu ifade edilir. Günümüz gastronomi değerlendirmeleri de benzer bir ayrımı yansıtmaktadır; lüfer, palamut ve ton balığına göre daha narin ve aromatik bir ete sahiptir.
Lüferin İstanbul ile ilişkisi
Lüfer, tarih boyunca özellikle Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Karadeniz çevresinde bol miktarda bulunmuş ve ekonomik değeri yüksek bir balık olarak kabul edilmiştir. Antik çağlardan bu yana bu bölgelerde balıkçılık ve ticaretin önemli bir parçası olduğu bilinmektedir. Antik gastronomi yazarı Archestratus, lüferin en iyisinin Byzantion (İstanbul) civarında yakalandığını ve özellikle sonbaharda bu bölgedeki örneklerin kalitesine dikkat çektiğini belirtir. Aynı metinlerde Hellespontos (Çanakkale Boğazı) ve Karadeniz ile bağlantılı av bölgeleri de önemli üretim alanları olarak vurgulanır. Bu gözlemler günümüzde de büyük ölçüde geçerliliğini korumaktadır; lüferin en değerli örneklerinin Boğaz, Marmara ve Karadeniz civarında yakalandığı genel olarak kabul görür.

Anatomik bulgular
Lytle’ın çalışmasında vurgulanan diğer bir husus ise anatomiyle ilgilidir. Aristoteles, amia’nın safra kesesinin bağırsak boyunca uzandığını belirtir. Cuvier ve Valenciennes’in lüfer üzerine yaptıkları detaylı incelemelerde de benzer bir özellik öne çıkar; lüferin safra kesesi uzun bir yapıya sahip olup bağırsak boyunca ilerleyebilir.
Ayrıca Aristoteles, amia’nın dalağının büyük olduğunu yazarken, Valenciennes de lüferin dalak boyutunun alışılmadık derecede büyük olduğunu tespit etmiştir. Bu benzerlikler, amia ile lüfer arasındaki bağlantıyı güçlendiren önemli detaylar arasındadır.
İsimlerin dönüşümü
Antik kaynaklarda geçen “amia” kelimesinin zamanla farklı adlara evrildiği düşünülmektedir. 12. yüzyılda Bizanslı bilgin Ioannes Tzetzes, amia için “gompharion” ifadesini kullanmıştır. Modern Yunanca’da ise lüfer için gofári, goufári veya loufári gibi terimler öne çıkar. Bu terimlerin zaman içindeki değişimi, günümüz Türkçesindeki lüfer adının oluşmasına yol açmış olabilir.
Lüfer, tarihsel ve kültürel bağlamda İstanbul’un en önemli deniz canlılarından biri konumundadır. Antik metinler, modern bilimsel araştırmalar ve bölgedeki balıkçılık geleneği bir araya getirildiğinde, lüferin Akdeniz ve Karadeniz dünyasında uzun bir geçmişe ve derin bir kültürel öneme sahip olduğu görülmektedir.
Odatv.com
