Blog

Dünyanın en lezzetli şehirleri – Son Dakika GastrOda Haberleri

UNESCO’nun “Gastronomi Şehirleri” unvanı artık sadece lezzetli yemekler sunan kentleri değil; yemeği bir kültür, hafıza ve sürdürülebilirlik anlayışıyla harmanlayabilen yerleri de kapsıyor. Dünya genelinde bu unvana layık sadece 56 şehir bulunuyor. Bu şehirlerin ortak noktasında; tarımdan eğitime, toplumsal alışkanlıklardan iklim şartlarına kadar yaşamın her yönünü yemeğe yansıtıyor olmaları yatıyor.

Bir bakıma UNESCO, bu şehirlerdeki mutfak geleneklerini, tıpkı bir mimari miras ya da yerel lehçe gibi, özenle korunması gereken kültürel bir dil olarak nitelendiriyor.

Aşağıda listelenen dört şehir, bu mirasın dünyanın dört bir yanında nasıl yaşatıldığını gözler önüne seren en etkileyici örneklerden.

ÇÖLDE YEŞEREN HAFIZA, TUCSON – ARIZONA
Sonoran Çölü’nde güneş hızla yükselirken; sabah altıda bile sıcaklık, taşları kavurur. Bu zorlu iklim, Tucson’un yemek kültürünün şeklini belirliyor. Mesquite odunlarıyla ısıtılan fırınlarda pişen ekmeklerin kokusu, yüzyıllar önce ekilmiş buğdayların izlerini taşıyor. Her ekmek parçası, bu coğrafyanın çiftçilerini, sellerini, kuraklıklarını ve mücadele dolu ellerini anımsatıyor.

Tucson, Amerika Birleşik Devletleri’nin UNESCO tarafından tanınan ilk Gastronomi Şehri olarak öne çıkıyor. Bu unvan, çölün getirdiği zorluklara rağmen kentin mutfak kültürünü yaşatma azmini yansıtıyor.

Garajda başlayan ve bugün simge haline gelen “Barrio Bread” fırını, ünlü fırıncı Don Guerra sayesinde, bu dayanıklılığın somut bir örneğini sunuyor. Ekmeğin üzerine işlenen saguaro kaktüsü deseni, hem coğrafyanın hem de kentin kimliğinin damgası niteliğinde.

Kentin güneyinde yer alan, Tohono O’odham halkı tarafından işletilen San Xavier Kooperatif Çiftliği, bölgenin yüzyıllara dayanan tarım bilgisini yaşatmaya devam ediyor; tepary fasulyesi, cholla tomurcukları ve saguaro meyvesi, sürdürülebilir tarımın ürünü olarak öne çıkıyor. Çiftlik yöneticisi Amy Juan’ın sözleri, Tucson’un ruhunu özetler nitelikte: “Her tohum bir hikayeyi taşır. Yiyecek, yenilebilir hafızadır.”

Bu izleri şehrin her köşesinde tatabilirsiniz:
Sonoran hot dog’lar
Yerli frybread’leri
Tacos Apson’ın ünlü carne asadası
100 yıllık El Charro Café’nin kültürel mirası

Tucson’da yemek, aynı zamanda bu coğrafyanın sesine kulak vermek demek.

PARMA, İTALYA – BOLLUKLA TERBİYE EDİLMİŞ GELENEK
Parma, İtalya’nın kuzeyinde, bereketli vadiler üzerinde kurulmuş bir lezzet mabedidir. Burada yemek yalnızca hazırlanmakla kalmaz; yavaşça olgunlaştırılır, titizlikle korunur ve nesilden nesile aktarılır. UNESCO’nun 2015 yılında tanıttığı Gastronomi Şehri unvanı, sadece Parmigiano Reggiano ve Prosciutto di Parma gibi korumalı ürünleri değil, aynı zamanda kentin mutfak kültürünü bilimsel bir disipline dönüştürme çabasını da öne çıkarıyor.

Parma’da, çocuklar okullarda mevsimselliğin önemini öğrenir; domatesin neden yazın daha lezzetli olduğu ve makarnanın hangi tarladan geldiği konusunda bilgi sahibi olurlar. Üniversitenin “Food City Design” programı, mutfak kültürünün sürdürülebilir şehir planlamasıyla nasıl kesiştiğini gözler önüne seriyor.

Parma’nın ruhunu tatmak isteyenler için iki mekan vazgeçilmezdir:
El emeğiyle çevrilen devasa Parmesan tekerlerinin bulunduğu Caseificio San Pier Damiani,
Tereyağlı tortelli di erbetta sunan Angiol d’Or.

Burada damak zevki, sadece ağızda değil, zamanla da olgunlaşan bir mirası temsil ediyor.

BATTAMBANG, KAMBOÇYA – YEMEKLE İYİLEŞEN BİR KÜLTÜR
Battambang’ın mutfağı, savaşların izlerini taşıyan bir coğrafyanın yeniden kendini bulma serüvenini anlatıyor. Sangker Nehri’nin kıvrımlarındaki pazarlar, lemongrass kokusuyla harmanlanmış prahok’un keskin lezzetini barındırıyor. Yıllarca yok olma tehlikesi yaşayan Khmer mutfağı, bugün yemeğe bir iyileşme pratiği olarak bakıyor.

“Lok Ov Pok” restoranının sahibi Yong Leng Chhoeurt, durumu şu sözlerle özetliyor:
“Battambang, ‘lezzetli olan her şey’ demektir. Biz de geçmişi bugünde yaşatan bir sofrayı yeniden inşa ediyoruz.”

Mee kola, bok teuk amereuk, kızarmış örümcek ve dev su böcekleri… Bu şehirde her tarif, hem bir cesaret örneği hem de geçmişin izlerini yaşatmanın bir yolu.

Battambang’ın 2023’te UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na katılması, bu mutfak geleneğinin yerel sınırların ötesinde, evrensel bir değer olduğunu kabul ettiriyor.

ÖSTERSUND, İSVEÇ – SOĞUĞU SANATA DÖNÜŞTÜREN MUTFAK
Arktik dairenin kenarında bulunan Östersund, belki de listenin en ilginç gastronomi merkezlerinden biridir. Burada mevsimler kadar, adeta iklim de değişiyor: Aylar süren karanlığın ardından kısa fakat yoğun bir yaz mevsimi yaşanıyor.

Bu olağandışı koşullar, mutfağın da biçimini belirliyor:
Hafifçe tütsülenmiş suovas ren geyiği eti
Karamelli messmör peyniri
Arktik alabalık
Yazın toplanan orman meyveleri

2010’da Gastronomi Şehri ilan edilen Östersund’un asıl farkı, zorlukları mutfak kimliğine başarıyla dönüştürmesi. Eldrimner Ulusal Zanaat Gıda Merkezi, genç üreticilere geleneksel koruma tekniklerini aktarıyor; fermente etme, kurutma ve tütsüleme yöntemlerini öğretiyor.

Şef Johan Rudsby bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor: “Kısa bir sezondan güçlü bir tat çıkarıyoruz. Yazı saklıyor, kışa hazırlıyoruz.”

Şehir, bioyakıtla çalışan ısıtma sistemi sayesinde, sürdürülebilirliği mutfak kültürünün doğal bir uzantısı olarak görüyor.

YİYECEK, BİR ŞEHRİN HAFIZASI
Tucson’un çöl ekmeğinden Parma’nın yıllanmış peynirlerine, Battambang’ın iyileştirici tariflerinden Östersund’un geleneksel koruma tekniklerine kadar bu şehirler, ortak olarak bir gerçeği akıllara getiriyor.

Yemek, yalnızca tat alma deneyimi değildir.
Bir şehrin ruhu, çoğu zaman mutfağıyla en iyi şekilde ifade edilir.

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir