Alain Ducasse ile lüksün yeni tanımı I Alain Ducasse’ın mutfağı
Bu yıl da Michelin yıldızlı restoranlar çerçevesinde en fazla yıldıza ulaşan şeflerin sıralaması, gastronomi dünyasının en prestijli göstergelerinden biri olmaya devam ediyor. Michelin Rehberi restoranlara yıldız verirken, şeflerin kariyerleri boyunca kazandıkları toplam yıldız sayıları (şu anda aktif olan restoranlarının yıldızları) onları efsanevi isimlere dönüştürüyor. Geçmişte Joel Robuchon gibi isimler 31 yıldıza ulaşmış olsa da, halen aktif olan şefler arasında rekabet oldukça kızışmış durumda.
Bu yıl listenin zirvesinde Alain Ducasse (21 Yıldız) yer alıyor. Fransız mutfağının yaşayan devlerinden biri olan Ducasse, dünya çapında restoran imparatorluğu ile tanınıyor (Plaza Athénée, Le Meurice, The Dorchester gibi mekanlar). Klasik Fransız tekniklerini modern yaklaşımla harmanlayan Ducasse’nin imza yemeği olan The Cookpot -Le Cocotte –, sebzeler, et ve aromaların kusursuz bir dengesini sunan ikonik tencere yemeği; sadelikte mükemmelliği simgeliyor. Dünyanın dört bir yanındaki 30’dan fazla restoranda 2.000 kişiye hizmet veren gastronomi lideri, 2017 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan önce, çok yıldızlı başarısıyla net bir duruş sergileyip Emmanuel Macron’a oy çağrısı yaparak Marine Le Pen’e karşı güçlü bir tavır almıştı. Her seferinde anti-faşist kimliğini açıkça ortaya koyuyor.
Bugünkü yazımızda, Alain Ducasse’nin dünyasına derinlemesine bir bakış atacağız; ilerleyen yazılarımızda ise bol yıldızlı şeflerin “imza yemeklerine ve yaşam öykülerine” yer vereceğiz.
Alain Ducasse için “Sofranın Medeniyetle Kurduğu Köprü” ifadesi adeta bir tanım. Yarım asırdır mutfak sanatının en parlak isimlerinden biri olan Ducasse, bence yalnızca bir şef değil, aynı zamanda sofrayı bir
kültür alanına dönüştüren yaşayan bir efsanedir. Onun için yemek, yalnızca karnı doyurmak değil; duyulara, hafızaya ve insani ilişkilere dokunan çok katmanlı bir deneyim sunar. “Masa, gerçekten medenî kalabilmiş son alanlardan biridir” ifadesiyle kastettiği tam olarak budur. Bir araya gelinen sofranın, dünyanın tüm gürültüsüne rağmen hâlâ sakinlik, paylaşım ve saygı sunduğu nadir mekanlardan biri olması.
Otuz restoranda yayılan 21 Michelin yıldızı, aslında yemekle kurduğu derin bağın dışavurumudur. Çocukluğunu tarımla uğraşan bir ailenin tek çocuğu olarak Landes bölgesinde geçiren Ducasse, toprağın kokusunu, hasadın ritmini ve emeğin değerini küçük yaşlardan itibaren öğrenmiş. Bugün, yarattığı zarif, detaycı ve titiz mutfak evreninin kökleri bu geçmişe dayanıyor.
Ancak Ducasse’ı sadece başarıları değil, hayatındaki dönüm noktası etkiliyor. 1984 yılında yaşadığı ve tek hayatta kalan olduğu uçak kazası, onun hayatında derin izler bırakmış. Bu kaza sonrasında mutfak, onun için yalnızca yaratıcılığın değil; aynı zamanda hayata tutunmanın ve var olmanın anlamlı bir biçimi haline gelmiş.
Ducasse’ın dünyasında yemek, yalnızca tabağa konulan bir yiyecek değil; insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu incelikli bir bağdır. Belki de bu nedenle, günün hızla değiştiği ve katılaştığı dünyamızda, bir sofranın etrafında buluşmak hâlâ bu kadar değerli. Çünkü iyi pişmiş bir yemek, doğru seçilmiş malzemeler ve paylaşımın getirdiği sıcaklık, bize en temel gerçeği sıklıkla hatırlatır: Medeniyet, bazen bir ekmeği birlikte bölüşmekle başlar.
