İklim krizinde gıdanın yeri I Tarım iklim krizini etkiliyor mu
Gıda krizinin günümüzdeki yansımalarını yalnızca market raflarındaki fiyat yükselişlerine bağlamak yetersiz kalıyor. Gerçek sorun, yaşamın temel unsurlarına doğrudan etki eden daha derin problemlerde yatıyor. Toprak verimliliği azalıyor, su kaynakları kısıtlanıyor, çiftçiler üretimden çekiliyor ve sofralara ulaşan gıdanın besleyici içeriği giderek düşüyor.
Ayrıca mevcut gıda sistemi, iklim krizinin önde gelen sebeplerinden biri olarak görülüyor. Küresel karbon emisyonlarının yaklaşık üçte biri, gıda üretimi ve tedarik zincirlerinden kaynaklanıyor. Buna ek olarak, dünya genelinde üretilen her üç ton gıdadan biri, tarladan sofraya ulaşmadan kaybediliyor.
Durumu değiştirmek için uzun süredir çalışmalar yürüten kurumlardan biri olan Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlediği “Çözüm Agroekoloji” toplantısında, uzmanlar, üreticiler ve iş dünyasından temsilcileri bir araya getirdi. Toplantının merkezi konusu, mevcut gıda sisteminin neden sürdürülemez duruma geldiği ve agroekolojik yaklaşımın nasıl farklı bir seçenek sunduğu idi.
Toplantıda görüşlerini paylaşan CERES Tarım Okulu Kurucusu Mine Pakkaner’e göre, sistemin en hassas halkası artık üreticiler olarak öne çıkıyor. Küçük çiftçilerin giderek zayıflaması, tarımsal üretimin temel yapısını sarsıyor. Pakkaner, özellikle küçük ölçekli üreticilerin agroekolojik dönüşümü daha hızlı benimseme potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor.
Uzmanların en çok değindiği konulardan biri de toprağın yaşadığı kayıp. Türkiye’de 1960’lardan bu yana yaygınlaşan yoğun kimyasal kullanımı, topraktaki organik madde oranını ciddi oranda düşürüyor.
Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Toğuzoğlu, mevcut sistemde üreticinin giderek daha az söz sahibi olduğunu vurguluyor. Çiftçiler, çoğu zaman ne üreteceklerine, hangi girdileri kullanacaklarına veya ürünlerini hangi fiyattan satacaklarına karar veremiyor. Ayrıca, üretim süreçleri doğaya geri dönüşü güç zararlar veriyor.
Agroekoloji tam da bu noktada alternatif bir çözüm olarak ön plana çıkıyor. Endüstriyel tarımın yüksek dış girdiye dayalı modeline karşı; toprak, üretici, su ve yerel bilgiyi merkezine alan bir sistem öneriyor. Bu yaklaşım, kimyasal bağımlılığı azaltırken biyolojik çeşitliliği korumayı, küçük üreticileri güçlendirmeyi ve iklim krizine daha dayanıklı tarım modelleri geliştirmeyi hedefliyor.
Buğday Derneği tarafından yürütülen ekolojik pazarlar, gıda toplulukları, zehirsiz sofralar kampanyaları ve ekolojik çiftlik ziyaretleri gibi projeler, bu dönüşümün sahadaki örnekleri arasında yer alıyor. Son dönemlerde Hatay’da başlatılan “Tarımsal Üretimde Onarıcı Dönüşüm” projesi ise, afetlere ve iklim krizine dayanıklı gıda sistemleri oluşturmayı amaçlıyor.
Odatv.com
