Blog

Jane Austen’ın romanlarında yemek, aşk kadar politiktir

“Dry preserves” şekerle kaplanıp kurutulan ve candied fruits (şekerlenmiş meyveler) haline getirilen meyvelerdi. Portakal ve limon kabukları sıkça şekerlenir, pralin benzeri tatlılara dönüştürülürdü. Bu meyveler sofralarda piramit şeklinde yerleştirilir, etkileyici bir sunum sağlardı.

Kuruyemişler – fındık, badem, ceviz ve antep fıstığı gibi – tatlı sofralarının vazgeçilmez unsurlarındandı. Genellikle şekerle kaplanarak pralin haline getirilir, karamelize edilirdi. Badem ve fındık, kek ve pudinglere eklenmesinin yanı sıra tek başına da sunulurdu. Austen ailesinin tariflerinde sıkça rastlanan currants (kuş üzümü) ve badem, küçük kekler olan queen cakes’de de kullanılırdı.

Renkli ve titrek jöleler Regency tatlılarının parlayan yıldızıydı. Hartshorn (geyik boynuzu) veya jelatinle hazırlanan jöleler, portakal, kızılcık, limon veya barberry (kızamık üzümü) aromalı olurdu. Kalıplarda şekillendirilen bu jöleler, masada cam gibi parlar, dikkat çekici bir görsellik sunardı. Flummery olarak adlandırılan hafif jöle benzeri tatlılar da popülerdi; süt, yumurta ve çeşitli aromalarla hazırlanırdı. Blancmange ise badem sütüyle hazırlanan kremamsı bir jöle-puding karışımıydı – günümüzde bile tarihi tariflere sadık kalarak yeniden yapılıyor.

Dondurma, zengin kesimler için gerçek bir lüks sayılırdı. Buz evlerinden (ice houses) temin edilen buzlarla hazırlanan dondurmalar, pahalı ve emek yoğun bir lezzetti. Gunter’s, Austen döneminde modaya uygun mekanlardan biriydi; gençler burada antep fıstığı, çikolata, parmesan veya badem aromalı dondurmalardan tatmakla kalmaz, meydanda arabalarında oturup flört ederlerdi. Frederick Nutt’un 1789 tarihli tarif kitabında 30’dan fazla dondurma çeşidine yer verilmiş; ananas, çilek, bergamot gibi egzotik tatlar ön plandaydı. Austen’ın mektuplarında dondurmaya yer vermesi, bu lüksün aile için özel bir ikram niteliği taşıdığını gösteriyordu.

Bu tatlılar, yalnızca damak zevkine hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda ev sahibinin zenginliğini ve zarafetini de yansıtırdı. Austen’ın dünyasında çay saatleri veya akşam yemeklerinden sonra sunulan tatlılar, sohbetlerin ve sosyal etkileşimlerin merkezinde yer alırdı.

Regency Dönemi* İngiltere tarihindeki önemli kültürel ve sosyal evreyi temsil eder. Resmi olarak 1811-1820 yılları arasında tanımlanır. Bu dönemde Kral III. George’un akıl sağlığı sorunları nedeniyle tahttan çekilmesi sonrasında, oğlu Galler Prensi (sonradan IV. George) “Prens Naip” (Prince Regent) unvanıyla ülkeyi yönetmiştir. Dönemin adı da buradan gelir: “Regency” kelimesi “naip lik” veya “vekâlet” anlamına gelir. Ancak kültürel ve sosyal bağlamda Regency Dönemi, genellikle 1795-1837 yılları arası olarak geniş bir perspektifte ele alınır. Bu dönem, Georgian Dönemi’nin (1714-1837) son kısmını kapsar ve 1837’de Kraliçe Victoria’nın tahta çıkışına kadar uzanır. Bridgerton gibi diziler veya Jane Austen romanları, bu geniş dönemi yansıtan örnekler arasında yer alır.

Öte yandan, Regency dönemi zarafet, romantizm ve sosyal dönüşümün simgesi olmuştur. Kadın modasında yüksek bel (empire line) elbiseler, hafif kumaşlar, uzun eldivenler ve şapkalar ön plandayken; erkeklerde frak, kravat ve pantolonlar tercih edilmiştir. Sosyal yaşamda kostümlü balolar, valsin yükselişiyle danslar, çay partileri ve London Season etkinlikleri önemli yer tutmuştur. Jane Austen’ın romanları, bu çağın en güzel betimlemelerini sunar. Dönem, Napolyon Savaşları, sanayi devrimi ve sosyal eşitsizlikler gibi zorluklarla sarsılmış olsa da, üst sınıfın lüks ve nazik yaşam tarzıyla hafızalarda yer etmiştir.

Yemek Kültürü Araştırmacısı ve Yazarı A. Nedim Atilla

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir