Boğaz’da lüks illüzyonu: İmaj Mandarin zihniyet Kapalıçarşı
Türkiye’de, özellikle İstanbul ve öne çıkan diğer lokasyonlarda, yeme-içme sektörü, son yıllarda ardı ardına açılan uluslararası lüks oteller ve bünyelerindeki “high-end” restoranlarla yüksek prestijli bir imaj inşa etmeye çalışıyor.
Bu imaj sayesinde, dünyada benzerlerine göre çok daha üst düzeyde fiyatlandırılan bir mekan anlayışı sunuluyor.
Ödediğiniz astronomik fiyatlar karşılığında yalnızca ince zevkli bir yemek değil, kusursuz bir servis, ileri görüşlü bir işletme anlayışı ve kaliteli bir atmosfer bekliyorsunuz; fakat çoğu zaman durum tam tersine işliyor.
BAŞIMA GELEN
Geçtiğimiz cuma akşamı yaşadığım deneyim, bu parıltılı illüzyonun arkasında turistik lokantalardaki “müşteri çekme” metodunun, neredeyse komik boyutlarda bir esnaflık bilincini sakladığını gözler önüne serdi.
Olay, tanıdığımız işletmeci Emre Ergani aracılığıyla, İstanbul Mandarin Oriental Otel içinde bulunan ve “İtalyan mutfağı ve boğaz manzarası” iddiasıyla tanıtılan “Olea & Bar” rezervasyonu için kendisinden rica edilmesiyle başladı.
Beş kişilik arkadaş grubuyla mekana vardığımızda, kapıdaki karşılama personeline rezervasyonumuzun mekanın sahibi Emre Bey tarafından yapıldığını belirtmiştik.
İsimlerimizi paylaştık, fakat listede ne bizim isimlerimize rastlandı ne de mekan sahibine özel ayrılmış bir masa bulunuyordu.
Cuma veya Cumartesi gecesindeki yoğunluk göz önünde bulundurulduğunda bu durumu küçük bir “operasyonel hata” olarak görse de, tam bu noktada uluslararası “Mandarin” imajının altında gizlenen yerli hilekar davranış devreye girdi.
Kapıdaki görevli, rezervasyonumuzun listede bulunmadığını ve dahası Emre Ergani’nin artık bu işletmeyle hiçbir bağlantısı olmadığını söylemek yerine; yaşanan karışıklığı öne sürerek bizi bir masaya yönlendirdi.
Boğazın eşsiz görüntüsü ve havanın güzelliğine rağmen, mekandaki özensizlik, ciddiyetsizlik ve tarif edilmesi zor müşteri profili, deneyimi olumsuz etkiledi.
TELEFONUMA GELEN MESAJ
Biz, kötü yemek ve atmosferden kendimizi uzaklaştırıp keyifli bir sohbete odaklanmaya çalışırken, saat 22:00 civarında Emre Ergani’den “Selam, gelmiyor musunuz?” şeklinde bir mesaj aldım.
Kısa bir yazışmanın ardından gerçek sabitleşti:
Emre Ergani, Mandarin Oriental ile olan ilişkisini çoktan sonlandırmış ve Sunset Restoran’ın içinde yeni bir mekan açmıştı!
Mekan değişikliği hakkında biz bilgilendirilmemiştik; Mandarin Oriental işletmesinin de bunu bize aktarmayı aklına getirmemişti!
Bunu insani bir iletişim kopukluğu olarak nitelendirmek zor; affedilemez olan, Olea & Bar’ın eski işletmecisinin adıyla kapıdan giren müşteriye gerçeği gizleyip durumu kendi lehine çevirmesiydi.
Eğer dürüst bir şekilde bizi uyarsalardı, o masayı terk edip doğru adrese yönelerek akşamı planladığımız gibi geçirebilirdik.
Bu aldatıcı tavır, lüks bir dünya markasının çatısı altında değil, Kapalıçarşı ya da turistik sahil kasabalarındaki özensiz, hızlı lokantalarda rastlanabilecek “müşteri kapma” şekliydü.
Mekanın bu hilekar yaklaşımının etkisiyle yemek ve servis kalitesi, Mandarin Oriental’ın imajını geride bırakır, hatta vasat bir İtalyan restoranının seviyesinin altında kalırdı.
Markanın konumlandırmak istediği yer ile sunduğu hizmet ve ağırladığı müşteri kitlesi arasındaki uçurum ve vizyonsuzluk gerçekten şaşırtıcı…
İÇİ BOŞ İMAJLAR
Türkiye’de lüks yeme-içme kültürü ne yazık ki, sadece bir marka çatısı altında, astronomik fiyatlar, abartılı dekorasyon ve kendini beğenmiş tavırlarla sınırlı sanılıyor.
Benim dünyamda ise gerçek lüks; özenli, samimi ve bilgili servis; kaliteli malzemeler kullanılarak ustalıkla hazırlanan yemek; ve ruhu dolu bir atmosfer demek.
Bir kez daha, altı doldurulmamış bir imaj altında saklanan niteliksizlik ve samimiyetsizlikle yüzleşmek durumunda kaldık.
Olea & Bar ve temsil ettiği Mandarin Oriental Hotel Türkiye, Boğaz’ın en seçkin lokasyonlarından birinde, uluslararası prestijin arkasındaki “esnaflık hilesi” ile ülkemizde lüks yeme-içme ve turizm sektöründe unutulmaz olumsuz bir deneyim olarak hafızamıza kazındı.
OdaGastro Dedektif
Odatv.com
