Blog

NATO Zirvesi’nde mantı diplomasisi; önlük kravatı geçti mi

Yıllardır yerel ve küresel gastronomiyi titizlikle inceliyor, gözlemliyorum. Zirveleri, bildirileri ve tokalaşmaları takip ederken, bu sefer işler bambaşka bir hal aldı. Ankara’daki NATO Zirvesinde en çok konuşulan isimler kürsüdeki liderler değil, mutfağın usta şefleriydi.

Fatih Tutak, Osman Sezener, Sinem Özler… Yani o gün mutfağa girip Anadolu’yu tek bir tabağa sığdıran yaratıcı şefler.

Tuhaf gelmiyor mu?

Onlarca sayfalık ortak bildiriler yayımlandı, ancak kimse sormuyor: “Peki yemekte ne vardı?” İşte bu zirvede cevabını aldık.

Sunulan menü şöyleydi:

Kayseri mantısı; yanında Denizli Tava’nın isli yanık koyun yoğurdu. Başlangıçta; taş fırın ekmeği, Trabzon tereyağı, Ayaş isli salçası, Hizan balı ve salatada Tokat asma yaprağı… vb. Tatlıda ise Sütlü Nuriye ve Maraş dondurması, Antep fıstığı köpüğü eşliğinde sunuldu.

Bu sadece basit bir yemek listesi gibi duyuluyor, değil mi? Ancak o masada neler yaşandığını kim bilebilir? Belki bir lider, “Bu isli yoğurttan biraz daha alabilir miyim?” diye söylerken ya da tarifini talep ederken, uluslararası gerilimde birkaç puanlık hafifleme sağlanmış olabilir. Belki de damak tadında ilk kez haritada adı belirsiz bir ilçenin izlerini fark etmiştir.

İşte bu, diplomasinin en köklü, en etkili ve en barışçıl örneğidir.

Bir sofrada buluşmak; ne yazık ki biz hâlâ bu buluşmayı “sıradan bir öğün” olarak değerlendiriyoruz.

UNESCO’DA BEKLEYEN YOĞURT, YUNANİSTAN’DA YÜRÜYEN MARKA

Haydi şimdi esas konuya gelelim!

Zirvenin en dikkat çeken unsuru yoğurdu anlatırken hâlâ “bizim” diyerek övgüler yağdırıyoruz. UNESCO’ya 6 yıl önce sunduğum başvuru, kotalar yüzünden engelleniyor. Ülkemizin her mirası paha biçilmez; ancak hiçbir yüzdeyi bile ilgilendirmeyen politik destekle diğer miraslarımızı kotasız tescil ettirirken, yoğurda gastrodiplomatik yumuşak gücümüzü uygulamak yerine başka neler yapıyoruz? Yunanistan ise aynı yoğurdu romantik hikayelerle paketleyip pazarlayarak “diplomatik güç” haline getiriyor.

Biz tarhanaya “çorba” diyorken, dünya ona “fermente süper gıda” diyor.

Biz sofraya taş fırın ekmeğini sunarken, İtalyanlar onu güçlü bir marka olarak konumlandırıyorlar.

Daha sonra oturup “Neden geride kaldık?” diye tartışıyoruz; fakat bu soru yanlıştır.

Doğru soru: “Ne yapacağız?”

İnovasyon dediğimiz şey, duman çıkaran performanslar değil; dedelerimizden miras kalan bilgeliği yeniden yorumlamaktır.

Günümüzde gastronomide “inovasyon” denildiğinde akla köpük, duman ve sıvı azot gelir. Fakat Anadolu, binlerce yıldır yenilikler gerçekleştiriyor; mesela tarhana bir inovasyon örneğidir, yoğurt da öyle. Pekmez, külde pişirme, fermentasyon… Dedelerimiz bunları laboratuvar görmeden hayata geçirdi.

Asıl inovasyon, geçmişi silep atmak değil; onu yeniden ele alıp, dedenin tarifini modern titizlikle inceleyerek dünya sahnesine taşımaktır. Bir tabağa tarihi, bilimi, estetiği ve hikayeyi sığdırabilmektir.

O akşam, NATO sofrasında şeflerimiz tam da bunu başardı. 12 bin yıllık kültürü, modern bir dille yeniden ifade ettiler.

NATO Zirvesi’nde mantı diplomasisi; önlük kravatı geçti mi I Süleyman Dilsiz yazdı - Resim : 2

KOORDİNASYON ŞART!

Şimdi cesurca söyleyeyim: Bu mesele yalnızca şeflerin sorumluluğunda değil. Tarım, Kültür, Ticaret ve Dışişleri Bakanlıkları’nın bir araya gelerek “Ulusal Gastronomi Politikası” oluşturması gerekiyor.

Peki neye ihtiyacımız var?

  • Coğrafi işaretler kapsamında AB’de 50 yeni ürünün tescili,
  • Stratejik büyükelçiliklerde “mutfak ataşesi” görevlendirilmesi,
  • Üniversitelerde “Diplomasi ve Mutfak Kültürü” derslerinin okutulması,
  • Küçük üreticilere lojistik ve marka desteğinin sağlanması.

Bu hedefler yalnızca hayal değil. Tayland “Global Thai”, Güney Kore “Kimchi Diplomacy” ve Peru “Ceviche” stratejileriyle bunu gerçekleştirdi. Peki biz neden “Yogurt Yolu” ile yapmayalım?

UNUTMAYALIM, EN UZUN KONUŞAN, KRAVAT DEĞİL, ÖNLÜKTÜR!

Diplomasi bazen kravatla icra edilir; ancak kalıcılığı önlükle harmanlanır. Bir tabak mantı, onlarca sayfalık diplomatik metinden çok daha uzun süre akılda kalır; üstelik tercümana dahi ihtiyaç duyulmaz.

NATO sofrasında şeflerimiz bunu yine kanıtladı. Sessizce Anadolu’yu anlatan şeflerimiz, mesajın kalıcı olabilmesi için artık yalnızca alkış yetmediğini gösterdi; somut adımlar atılmalı.

Dünya mutfağımızı takdir ediyor. Şimdi sıra, bu beğeniyi tercihe, tercihi markaya, markayı da diplomasiye dönüştürmeye geldi. Ancak bu kez, kalıcılığını sağlamak için hep birlikte bir yol haritası çizmeliyiz.

Afiyet olsun dünya…

Süleyman Dilsiz

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir