Blog

Boş tencere siyaseti belirler – Son Dakika GastrOda Haberleri

Bir ülkenin yönetim biçimini kavrayabilmek için meclis tutanaklarına derinlemesine dalmaya gerek yoktur; esas gerçek adres mutfak‘tır. Zira bazı ülkelerde anayasa bir kenara itilse bile, tencere her gün ocağa çıkar. Siyaset ekranlarda tartışılsa da, hayatın gerçek ısısının kaynağı mutfaktır.

O kadar ki; tencere kaynar, tava cızırdar ve kaşık kenarda “bir dakika daha” diye ısrar etse bile, mutfağın sunduğu metafor zenginliği tükenmez.

Mesela; ocak ekonomi‘dir; ateşi doğru ayarlamak hükümetin işi olup, aşırı ısırsan tava yanar, yetersiz ısırsan tencere soğur.

Bıçak ise aslında medyadır; keskin bir dille konuşur ama aşırı sivri olduğunda kanamaya neden olabilir. Tencereyi doldurur, tavayı ısıtır, kaşığı yönlendirir. Bıçaksız mutfak düşünülemez!

Boşuna dememişler:

Tencere devletin yöneticisi, tava muhalefeti, kaşık ise halkın sesi gibidir.

Siyaset bilimi kitapları iktidarın nasıl tesis edildiğini uzun uzun anlatır; sandıklar, meşruiyet, denge-denetleme… Oysa halk, “solgun ekmek, yorgun ocak, sessiz tencere, vb.” deyimiyle özetlese de Merhum Süleyman Demirel şöyle demişti: “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”

Bu, siyaset teorisinin mutfaktaki yansımasıdır.

Zira tencere, mutfağın en tecrübeli lideridir; geniş ve sabırlıdır ancak kendisi boş kaldığında kimseye kulak asmaz. Kaynamaya başladığında umut verir, ısısı azalıp boşaldığında ise homurdanmalar başlar. Bir süre sonra bu homurdanmalar, kapak sesleriyle birleşir.

Düzgün yönetilen tencereden bereket gelir.

Hatalı idare edilen tencere taşar; taşan tencere yalnızca ocağı değil, tüm mutfağın itibarını da sarsar. Duvarlara sıçrayan sos asla unutulmaz.

Her evde tencereler kaynar, ancak her biri farklı bir hikaye barındırır.

Bazı evlerde etli nohut pişerken, bazı evlerde “suyuna ekmek” denilen durum söz konusudur.

Malzemeler değişebilir, ama beklentiler hep aynıdır!

Karın doysun, sinir bozulmasın.

Bir diğer gerçeği de kabul edelim; tencereler hepsi aynı standartta değildir.

İçine ne koyarsan onu pişirir; aynı tencerede et, patates ya da defne yaprağı olabilir. Her biri birbirine benzemese de, hepsi aynı kaynar suyun nimetindedir. Toplum da bir nevi böyledir.

Mutfakta tek başına bir tencere olmaz.

Ayrıca, beklemeyi hiç sevmeyen bir unsur daha vardır.

Altısı fazla ısındığında hemen tepki verir, bağırır.

Sessiz kalamaz; cızırdıyor, dikkat çekiyor ve rahatsızlık veriyor.

Tava muhalefettir.

Tava sabırsızdır.

Bir aksaklık yaşandığında “aman tadı kaçmasın” demek yerine ortamı altüst eder. Gürültüsünü duyurur, gözle görülür; tencere taşmadan önce uyarıda bulunur. Kimi zaman fazla konuşur, haklı olsa da sinir bozucu olabilse de asla susmaz.

Tava susturulursa yemek yanar.

Tencere tamamen boşalırsa mutfak dağılır.

Lezzetli yemek, bu iki unsurun uyumuyla ortaya çıkar.

Tava, adeta bir protesto gibidir.

Biri sabır isterken, diğeri cesaret arar.

Şimdi en sessiz olana gelelim.

Kaşık halktır!

Kaşık ses çıkarmaz ancak yokluğu çabucak hissedilir.

Sıcak çorbayı üfleme sanatını bilir.

Acele etmez; yanmaz ama soğuyana kadar beklemeyi de göze almaz.

Tahta kaşık vardır, metal kaşık vardır, gümüş kaşık vardır.

Fakat hepsi aynı tencerenin sunduklarına ulaşır.

Kaşık kahramanlık yapmasa da sofrayı mümkün kılar; malzemeleri özenle taşır, paylaştırır ve dibin üst üste yığılmasını engeller.

Kaşık yoksa, tencere yalnız kalır; tava ise sadece gürültüye dönüşür.

Mutfak koalisyonunun temel anayasası oldukça basittir:

Tencerede emek yer almalı.

Ocakta denge hakim olmalı.

Tavada cesaret aranmalı.

Bıçakta doğruluk bulunmalı.

Kaşıkta adalet sağlanmalı.

Sofrada ise… Herkes birlikte düzeni kurmalı!

Bir memleketi anlamak istiyorsanız mutfağına bakın.

Eğer tencere kaynıyorsa, umut yeşerir.

Kaşık görevini başarıyla yerine getiriyorsa, birlikteliğimiz devam eder.

Ses duyulmuyorsa; ya yağ tükenmiştir, ya sabır ya da umut eksik demektir!

Dolayısıyla, ilk söylenen hâlâ geçerlidir; ne kadar süslü nutuklar söylenirse söylenilsin, mutfakta yeri yoksa sözlerin anlamı da kalmaz.

Eğer tencere boşsa, gerisi detaydır; zira hayat öncelikle mideye hitap eder!

Gastronomi Yazarı Süleyman Dilisiz

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir